Hat Sanatı ve Tarihi

XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yapılan kazıların ve bulunan malzemenin bolluğu neticesinde elde edilen son verilere göre, Arap yazısının menşei Âramî asıllı Nabatî yazısına dayanmaktadır. Arap asıllı olan Nabatî kavmi M.Ö. IV. asra kadar çöllerde dolaştıktan sonra nihayet Filistin’in güneyinde yerleşti ve Petra şehrini kendilerine merkez yaptı. Yazıları ve dilleri Aramî asıllı olan Nabatîler’in merkezi, kuzey ve güneye giden yolların ortasında bulunuyordu. M.Ö. 85 – M.S. 62 arasında Şam’a ve Kızıldeniz’e kadar genişleyen bu kavmin başşehri Petra, Romalılar tarafından ele geçirilince topraklarının bir kısmı ellerinden çıktı. Bugün bize kalan bina harabeleri ile taşlar üzerine yazılan kitabelerden, ileri bir medeniyete sahip oldukları anlaşılan Nabatîler’in M.Ö. VI. yüzyıla ait kitabelerindeki yazıların Hz. Peygamber’in doğumundan önceki devreye ait Arapça kitabelerdeki yazılara yakın oluşu, Arap yazısının Nabatî yazısından meydana geldiğini göstermektedir. Kısaca, pek yavaş bir surette gelişen Nabatî yazısının sadeleşmesi, ancak VI. yüzyıl içinde vukû bulmuş; Araplar da bu sadeleşmiş harfleri alarak kullanmaya başlamışlar ve zamanla geliştirmişlerdir.

Nabatî kitabelerindeki yazılar, dikkatle tetkik edilince bunlarda Arap yazısının iptidai şekillerinin mevcut olduğu ve harflerinin hem köşeli, hem yuvarlak bir karaktere sahip bulunduğu ve Arap yazısı istikametinde geliştiği görülür.

Şüphe yoktur ki, İslam’ın gelişi Arap yazısının inkişafında büyük rol oynamıştır. Kur’an-ı Kerim, okuyup yazmaya büyük önem verir. Nitekim Allah’ın insanlığa ilk hitabı “oku” emridir. Bunun gibi yazı vasıtası olan kalem de okumak gibi üstün görülmüş ve methedilmiştir. Allah Kur’an’da Alak Suresi’nin [96] 1-5 ayetlerinde şöyle buyuruyor: “Yaratan Allah’ın adıyla oku. O insanı kan pıhtısından yarattı. Kalemle yazmayı öğreten; insana bilmediğini öğreten, keremi erişilmez mertebede olan Allah’ın adıyla oku.” Hakikaten de Allah’ın birliği inancını yayacak olan en kuvvetli vasıtalardan biri kalemdir. Hz. Peygambere ilk vahyolan bu ayetlerde, insanlığı yükseltmek hususunda kalemin ne derece önemli bir amil olduğuna işaret ediliyor. Yine Kur’an’da Kalem Suresi’nin [68] 1. ayetinde de “Nûn ve’l-kalemi ve mâ yesturûn” yani “Hokka ile kalemi, kalemle yazdıklarını şahit tutarım ki” ifadesi ile hokka ile kalemin önemi belirtiliyor. Müfessirler, Nun’u, şekli dolayısıyla hokka olarak tefsir etmişlerdir. Hokkadan maksat da içindeki mürekkeptir. Kalem ile mürekkep dünyada bilginin yayılmasını temsil etmektedir. Bu iki önemli sure Kur’an’ın güzel yazı yoluyla tespit ve yayılmasında büyük rol oynamıştır. Şüphesiz bir müslüman Allah’ın ve Hz. Peygamber’in sözlerini güzel bir yazı ile yazmak ister. Bir sanatkarın yazıya bu gözle bakması kadar tabii bir şey olamaz.

IV. Halife Ali’nin halifeliğe zamanında gelişme yolunda ilerleyen ve devletin başşehri olan Kufe’ye nispetle Kufî adını alan yazı, Emeviler’in son yıllarında değişmeye yüz tuttu ve harflerin bünyesinde köşelilik kaybolmaya başladı. Abbasiler devrinde muktedir bir vezir ve hattat olan İbn Mukle [273-329 / 886-940], Arap yazısını kurallar içine almaya çalıştı ve adına “Aklam-ı Sitte” denilen altı çeşit yazı meydana çıktı. Bunlar muhakkak, reyhanî, sülüs, nesih, tevkî, rıkâ’dır. Aklam-ı sitte, Arapça bir terim olup, “6 kalem” yani “6 yazı” demektir. Bu altı çeşit yazı, bir asır sonra yine Bağdat’ta yetişen ve İbn Bevvab unvanıyla tanınan Arap hattatı İbn Hilal’in [ö. 423/1032] eliyle biraz daha ileri gitti. Kendisinden kalan bir Kur’an bugün Dublin’de Chester Beatty Kütüphanesi’nde bulunduğu gibi yine onun kaleminden çıkmış olan beş küçük risale de İstanbul’da Ayasofya Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. İbn Bevvab’ın yazıları, bir hattat yazısı olması cihetiyle hat sanatı tarihi bakımından önem taşımaktadır.

Birbirinden küçük farklarla ayrılan bu yazılardan birini bilen ve yazan (mesela sülüs’ü öğrenen ve yazan bir hattat) bir kimse diğerlerini de kolaylıkla yazabilmektedir. Bu yüzden bu altı çeşit yazı aynı paralel çizgide gelişme gösterdiği için her birinin tarihini ve bunlarda isim yapmış olan sanatkarları ayrı ayrı inceleyecek yerde Aklam-ı sitte adı altında anlatmak daha uygundur.

Yazıların tarih sırası şöyledir: Kufî, aklam- sitte, celî aklam-ı sitte, siyakat, nesta’lîk, dîvânî, celî dîvânî ve rıkâ.