Bu Kitabı Okurken Şu Soruların Cevaplarını bulacaksınız.

1- İnsanlığın ömrü, Hadis Kaynaklarında anlatıldığı üzere 7000 sene ise, yüz binlerce yıllık insan fosilleri ne anlama gelmektedir?

2-Tasavvuf ne demektir ve temelleri neye dayanmaktadır?

3-Tasavvuf ne zaman başlamıştır ve  İlk Mürşid ve derviş  kimdir?

4-Hz Adem Safiyullah’ın Dünyaya indirildiğinde ilk nereye ayak basmıştır?

5-Hz Adem Safiyullah’ın Kabri Şerifleri nerededir?

6-Nefsin ve ruhun makamları nelerdir?

7-Nefis nasıl terbiye edilir ve Ruh nasıl maksata ulaşır?

8-Hz Mehdi Aleyhisselam hangi zikri ve duaları yapmıştır?

9-Rabıta nedir? Erkek ve Bayanlar nasıl rabıta yapmalıdır?

10-İnsan’ın Hakka ulaşması için izlemesi gereken yollar ve yapması gereken zikir ve Dualar nelerdir?

11-12 Tarikat Piri hangi yol ve usulleri takip etmiş ve nasıl Hakka ulaşmışlardır?

12-Kutbuzzaman Muhammed Sıddık Haşimi Hazretleri kimdir? Silsile-i Şerifleri hangi büyük islam alimine bağlanmaktadır?

13-Kutbuzzaman Muhammed Sıddık Haşimi ile Mevlana Halidi Bağdadi Hazretleri arasında bulunan silsile büyükleri kimlerdir?

6-Bazi_Cami_Uygulamari-1-b

6-Bazi_Cami_Uygulamari-4-b

6-Bazi_Cami_Uygulamari-5-b

6-Bazi_Cami_Uygulamari-6-b

6-Bazi_Cami_Uygulamari-8-b

6-Bazi_Cami_Uygulamari-9-b

58642584_IstanbulLeventWalk0675

58968659_Uskudar0595

DUBAI_~3

Fhjt5pzw0lskne3zlfnfysn

Fpsi5dwqimuupf2tvyzk0a0

numune%20camii

7Çini içi ve dışı veya tek yüzü sırlı, sıraltı boyalarıyla dekore edilerek geleneksel motiflerle süslenişi seçili malzemeyle yapılmış olan, mimariye bağlı olarak gelişen bir sanat türüdür. Çiniden seçili malzemeler yapılmış olması, Selçuklu kaynaklarında çininin bir iksir olduğu şeklinde vurgulanmaktadır.Çini kelimesinin ‘i’ ilgi harfiyle türetilmiş olması ilk bakışta çiniciliğin Çin’den geldiği kanısını uyandırmaktadır. Ancak çiniciliğin Türklere özgü bir sanat olduğu sanat tarihi uzmanlarınca kabul edilmektedir.

Çinicilik çok eski tarihlere, Asurlular zamanına kadar dayanan bir doğu sanatıdır. Antik çağda Mısır, Mezopotamya, İran ve Girit kültürlerinde mimari bezeme öğesi olarak çini kullanılmıştır. Mimaride M.Ö.3000 yılında, İslam mimarisinde ise 9.yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır.

8İlk olarak Türkler, Orta Asya’da çini imal etmişlerdir. Orta Asya’da bulunan Kaşan şehri sebebiyle Kaşi diye adlandırılan çinilere ilişkin bu şehirde, Turfan, Aşkar ve Koça bölgelerinde yapılan kazılarda bulunan fırın artıkları ve parça çiniler, Türklerin çok eski devirlerde, 8.yüzyıldan önce çiniyi bir sanat dalı olarak ele aldıklarını gösteren verileri barındırmaktadır.Mimaride kullanılan çiniye 18. yüzyıla kadar “Kaşi”, çini eşyaya (tabak, vazo, kase vb.) de “Evani” (kapkacak) adı verilmiştir. O dönemde Çin’den ithal edilen porselenlerin ün kazanmalarından ötürü, Türk yapısı “Kaşi” ye, kalitesinin yüksekliğini vurgulamak için “Çini” denmeye başlanmıştır.

6Selçuklular’ın 1071′de Bizanslılar`ı yenmesinden sonra Anadolu, hem Selçuklular hem de çiniler için yeni bir vatan olmuştur. Bu topraklardaki çini sanatı, 13. yüzyılda Selçuklu mimarisinin doruğa ulaştığı dönemde gelişmiş ve buna bağlı olarak da pek çok camii, medrese, türbe ve saray duvarları çinilerle bezenmiştir. başlıca turkuaz, kobalt ve mor renklerin kullanıldığı geometrik desenli çini ve çini mozaikler iç mekanlarda tercih edilirken, dışta da sırlı veya sırsız tuğlalar kullanılmıştır. Figürlü sanat eserlerini kullanmaktan çekinmeyen Selçuklu sanatkarlar özellikle hayvan tasvirlerinde çok başarılı olmuşlardır.

14. yüzyılda Anadolu Çini sanatı Osmanlılar ile birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. Özellikle 15 ve 17. yüzyıllar arasında İznik, önemli bir çini ve seramik üretim merkezi haline gelmiştir. Burada üretilen çiniler başkent İstanbul’daki saray duvarlarını süslemiştir.

Çeşitli tekniklerle zenginleşen bu süsleme sanatı, hep mimariye bağlı kalmış, onun üstünlüğünü ezmemiş, ama renkli bir atmosfer yaratarak mekan etkisini arttırmıştır. Anadolu Selçukluları ile çok yaygın ve çeşitli tipteki mimari yapıtlar üzerinde büyük bir gelişme göstererek varlığını günümüze kadar sürdüren çini süslemesinde, her dönem, bir önceki dönemin teknik üstünlüğünü sürdürmekle birlikte yeni teknik buluş
ve renklerle bu sanatı zenginleştirmiştir. Örneğin Selçuklu çinileri kare, dikdörtgen veya altıgen şeklilerinde hazırlanıp, yüzlerinde mavi lacivert, toprak sarısı, turkuvaz, siyah, kahverengi gibi sırla karıştırılmış renklerle boyanıp pişirilmiş olup, alçı veya horasan harç üzerinde aplike edilmiş, mozaik şeklinde yapılmış süslemelerdir.

FARKLI ÇİNİ MODELLERİ

1

2

3

eskicami

12

23

372-Hat_Sanat_

adem_sakal_0002

adem_sakal_0003

adem_sakal_0006

adem_sakal_0008

ali_riza_ozcan_0002

b

calligraphylion

elislerivesanat_hat_sanati_resmi_(21)

tura39xdlf4

Hat Sanatı ve Tarihi

XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yapılan kazıların ve bulunan malzemenin bolluğu neticesinde elde edilen son verilere göre, Arap yazısının menşei Âramî asıllı Nabatî yazısına dayanmaktadır. Arap asıllı olan Nabatî kavmi M.Ö. IV. asra kadar çöllerde dolaştıktan sonra nihayet Filistin’in güneyinde yerleşti ve Petra şehrini kendilerine merkez yaptı. Yazıları ve dilleri Aramî asıllı olan Nabatîler’in merkezi, kuzey ve güneye giden yolların ortasında bulunuyordu. M.Ö. 85 – M.S. 62 arasında Şam’a ve Kızıldeniz’e kadar genişleyen bu kavmin başşehri Petra, Romalılar tarafından ele geçirilince topraklarının bir kısmı ellerinden çıktı. Bugün bize kalan bina harabeleri ile taşlar üzerine yazılan kitabelerden, ileri bir medeniyete sahip oldukları anlaşılan Nabatîler’in M.Ö. VI. yüzyıla ait kitabelerindeki yazıların Hz. Peygamber’in doğumundan önceki devreye ait Arapça kitabelerdeki yazılara yakın oluşu, Arap yazısının Nabatî yazısından meydana geldiğini göstermektedir. Kısaca, pek yavaş bir surette gelişen Nabatî yazısının sadeleşmesi, ancak VI. yüzyıl içinde vukû bulmuş; Araplar da bu sadeleşmiş harfleri alarak kullanmaya başlamışlar ve zamanla geliştirmişlerdir.

Nabatî kitabelerindeki yazılar, dikkatle tetkik edilince bunlarda Arap yazısının iptidai şekillerinin mevcut olduğu ve harflerinin hem köşeli, hem yuvarlak bir karaktere sahip bulunduğu ve Arap yazısı istikametinde geliştiği görülür.

Şüphe yoktur ki, İslam’ın gelişi Arap yazısının inkişafında büyük rol oynamıştır. Kur’an-ı Kerim, okuyup yazmaya büyük önem verir. Nitekim Allah’ın insanlığa ilk hitabı “oku” emridir. Bunun gibi yazı vasıtası olan kalem de okumak gibi üstün görülmüş ve methedilmiştir. Allah Kur’an’da Alak Suresi’nin [96] 1-5 ayetlerinde şöyle buyuruyor: “Yaratan Allah’ın adıyla oku. O insanı kan pıhtısından yarattı. Kalemle yazmayı öğreten; insana bilmediğini öğreten, keremi erişilmez mertebede olan Allah’ın adıyla oku.” Hakikaten de Allah’ın birliği inancını yayacak olan en kuvvetli vasıtalardan biri kalemdir. Hz. Peygambere ilk vahyolan bu ayetlerde, insanlığı yükseltmek hususunda kalemin ne derece önemli bir amil olduğuna işaret ediliyor. Yine Kur’an’da Kalem Suresi’nin [68] 1. ayetinde de “Nûn ve’l-kalemi ve mâ yesturûn” yani “Hokka ile kalemi, kalemle yazdıklarını şahit tutarım ki” ifadesi ile hokka ile kalemin önemi belirtiliyor. Müfessirler, Nun’u, şekli dolayısıyla hokka olarak tefsir etmişlerdir. Hokkadan maksat da içindeki mürekkeptir. Kalem ile mürekkep dünyada bilginin yayılmasını temsil etmektedir. Bu iki önemli sure Kur’an’ın güzel yazı yoluyla tespit ve yayılmasında büyük rol oynamıştır. Şüphesiz bir müslüman Allah’ın ve Hz. Peygamber’in sözlerini güzel bir yazı ile yazmak ister. Bir sanatkarın yazıya bu gözle bakması kadar tabii bir şey olamaz.

IV. Halife Ali’nin halifeliğe zamanında gelişme yolunda ilerleyen ve devletin başşehri olan Kufe’ye nispetle Kufî adını alan yazı, Emeviler’in son yıllarında değişmeye yüz tuttu ve harflerin bünyesinde köşelilik kaybolmaya başladı. Abbasiler devrinde muktedir bir vezir ve hattat olan İbn Mukle [273-329 / 886-940], Arap yazısını kurallar içine almaya çalıştı ve adına “Aklam-ı Sitte” denilen altı çeşit yazı meydana çıktı. Bunlar muhakkak, reyhanî, sülüs, nesih, tevkî, rıkâ’dır. Aklam-ı sitte, Arapça bir terim olup, “6 kalem” yani “6 yazı” demektir. Bu altı çeşit yazı, bir asır sonra yine Bağdat’ta yetişen ve İbn Bevvab unvanıyla tanınan Arap hattatı İbn Hilal’in [ö. 423/1032] eliyle biraz daha ileri gitti. Kendisinden kalan bir Kur’an bugün Dublin’de Chester Beatty Kütüphanesi’nde bulunduğu gibi yine onun kaleminden çıkmış olan beş küçük risale de İstanbul’da Ayasofya Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. İbn Bevvab’ın yazıları, bir hattat yazısı olması cihetiyle hat sanatı tarihi bakımından önem taşımaktadır.

Birbirinden küçük farklarla ayrılan bu yazılardan birini bilen ve yazan (mesela sülüs’ü öğrenen ve yazan bir hattat) bir kimse diğerlerini de kolaylıkla yazabilmektedir. Bu yüzden bu altı çeşit yazı aynı paralel çizgide gelişme gösterdiği için her birinin tarihini ve bunlarda isim yapmış olan sanatkarları ayrı ayrı inceleyecek yerde Aklam-ı sitte adı altında anlatmak daha uygundur.

Yazıların tarih sırası şöyledir: Kufî, aklam- sitte, celî aklam-ı sitte, siyakat, nesta’lîk, dîvânî, celî dîvânî ve rıkâ.

<9

17

27

30

04019yy

44889021_73e4732b30_o

787208510cr7

1185624678432864004_rs

cami03

cami4xg0

cami5zf2

Camiler

Camiler_Bagdatabuja013

camiler-kenti-istanbul

DBF_1

Gzel_ve_nl_byk_camiler_ibadethaneler_mescidler_cami_resimleri_2

medanendonezya5apfl9

mescidikubamedine15jhcx0

minicanerceve5ab

OmarAliSaifuddinMosqueAndBoat

sultanahmet

www_yeniresim_com_-_Cami_Resimleri_-_Faysal_Camii

  Yün Cami halısı ve Akrilik Cami halısı nı diğer halılardan ayıran en önemli özellik; kaliteli ve uzun ömürlü bir yapıya sahip olmasıdır.Cami lerde genelde yüzde yüz saf yünden halı tercih ediliyor. Bu malzeme kullanmasının nedeni, yün cami halıları nın uzun yıllar bozulmadan, koku yapmadan, renk atmadan, keçeleşmeden ilk günkü gibi kalmasıdır. Yün halı doğal bir yapıya sahiptir.

 Akrilik Cami halıları nın hammaddesi petroldür, doğal değildir.

orta_cami 

Cami lerimizde ayak basılan, alın konulan yerlerde izler ve basıklılığın olmaması çok önemlidir. Yün Cami halıları esnek bir yapıya sahip olmasından dolayı yatma yapmaz.Cami halısı desen olarak sade olmalı, dikkati dağıtmamalıdır. Halı, yün olmasından dolayı koku yapmayacağından ve sert olmayacağından ibadet esnasında sıkıntı vermeyecektir.Cami halıları nın renklerini cami nin iç rengine uyumlu tonlarda olmalıdır. Halının rengiyle caminin iç renginin uyumlu olmalıdır ki insanlar namaz kılarken rahatsız olmasınlar.

 

 UYGULANMIŞ PROJELER

02

06

-1

10

-6

-11

-13

97

99

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.